Reklam
Reklam
Lalekent li Olmak Bir Ayrıcalıktır. - 18 Aralık 2018, Salı Google+

GENEL KURUL ELEŞTİRİSİ-IV-2013

26 Ağustos 2013
1.768 kez okundu

yazar_11

GENEL KURUL ELEŞTİRİSİ -IV- 2013

25.08.2013

Lalekent yıllık genel kurulları, ilk yıllardan beri, hedeflenen amaca ulaşamıyor. Hissedarın sorunları, düşünce ve eğilimleri alınan kararlara hakkıyla yansımıyor. Genel kurul yapmak yasal zorunluluktur ve bu usulen yerine getiriliyor.
Neden böyle oluyor?
1.Zaman yetmiyor. Sıcağa rağmen saat 18.00 yerine 17.00 da kurula başlamakla 1 saat artı zaman kazanılabilir.  Yönetim ve denetim faaliyet raporlarının okunmasında ayrıntılara girilerek zaman kaybı oluyor. Oysa bu raporlar  ayrıntılarıyla önceden bütün hissedarlara ulaşmış oluyor. Divan başkanlarının benimsenmeyen otoritesi ve toplantı yönetmeye iyi hazırlanmamış olmaları, tartışmalara, itirazlara yol açarak zaman israfına yol açıyor.
2.Yönetim planına ilgili yasa ve site koşulları iyi yansıtılmamış.         Kooperatiften site yönetimine geçiş sancılı olmuş ve site yönetim sistemi ve yönetim planı ehil ellerce ve el birliği ile (hukukçu, uzman ve deneyimli kişilerin profesyonel desteği alınarak) düzenlenmemiş . Ortalama 200 kişinin 360 kişiyi temsilen bir araya geldiği agorada, 2 saat gibi kısa bir zaman içinde, koca bir sitenin sorunlarını çözme şansı olamaz. (Eğer site baştan çok iyi planlanmış, meseleleri baştan halledilmiş olsaydı, yıllık genel kurullar için 2-3 saat yeterli olabilirdi).  Adalar bazında ayrı yönetimlerin oluşması ve site genel kuruluna bu ada temsilcilerinin katkı yapması, zor görünüyor olsa da, bir çözüm getirebilir.
3.Hissedarlar, genel kurulu ciddiye almıyor. Ağlama, sızlanma, eleştirme, dedikodu yapmada uzman olan nice hissedarın yönetime veya genel kurula hiç katkısı olamıyor.  Mesela 7 yıl boyunca aynı kişiler yönetime seçiliyor. Onların istediği yine aynı kişiler denetime seçiliyor. (O denetçi de haliyle yönetim ağzıyla bilinçsizlik veya pervasızlıktan, sık sık önündeki mikrofonu kullanarak “biz…—dık/ettik” ifade tarzıyla yönetimle beraber olduğunu vurguluyor ve destek vermeye çalışıyor. Oysa denetçi yöneticinin karşısında olması gereken kişidir). Yine her keresinde yöneticinin önerdiği kişi divan başkanı seçiliyor. Kimsenin umurunda değil. Turist gibi toplantıya geliyoruz ve bir yıl boyunca şikayet ediyoruz, dedikodu üretiyoruz. Tipik yurdum insanı örnekleriyiz biz.
4.Sitenin bitmek tükenmek bilmez sorunları. Hep erteleniyor. Kolay olmadığı için çözüm üretilemiyor. Neden böyle? Kuruluştaki seçilen yerleştirme sisteminin iyi analiz edilmemiş olasından kaynaklanıyor sorunların geneli. Evet, alışılmışın dışında bir düzen uygulanmış. Çok güzel yanları da yok değil. Ama bir kent/site kurmak bugünün bilinç düzeyinde, öyle “ben yaptım, oldu” ile olacak şey değil.Çağın koşullarını, arazi-coğrafyayı, iklimi, kullanıcıların alışkanlıkları, eğilimleri, geleneklerini  değerlendirmeden site kurmak…  Sonuç ortada…
Bin yıl önceki “oba yaşamının” bir benzeri olmuş bizimkisi.
Tuvaletten uçkurların elinde çıkarsan, terasında çay içen amcayla burun buruna gelebilirsin.
Banyodan havluya yarı sarılı çıkarsan karşı balkonda çamaşır asan gelinle burun buruna gelebilirsin.
Kocana barbunya pişireceğini ama sarımsak olmadığını fısıldarken komşu teyze; “bende sarımsak var, bende var” diye lafa ortak olabilir.
Telefonda özel bir görüşme yapman gerektiğinde, arabana atlayıp siteden uzaklaşmak zorunda kalabilirsin.
Direk bakışı perdelesin diye ağaç/çiçek dikersin, kendini halvette bulursun. Kendi göz ufkunu daralttığın yetmez, mutlaka bir komşunla, görüşünü engellediğin için, papaz olursun.
Böyle bir “oba”da yaşayanlar elbette dışardan gelene sıcak bakamaz. Kendi içinde olabildiğince kaynaşmaya-harmanlanmaya razı olur. Kiracı istemez. Obanın güvenliğini sıkı tutmak ister. Ama olmuyor ki, izin vermezler ki. Eski camlar bardak, eski obalar AVM oldu ne yazık ki. Hele önümüzdeki 10-15 sene bölge çok değişimlere gebe. Kim öle-kim kala. İmalatçı, satmayı; kurucu, işletmeyi beceremiyor;  yeni nesil, eskinin kalıplarında kalmayı sevmiyor ne yazık ki.Labirentleşmiş iç yaya yollarında leylandilere sürtüne sürtüne ilerlerken  karanlıkta mezarlık geçen çoban gibi ürker, içinden ıslık çalmak gelir(!)    Anlamsız bir çıkıntıya, tele takılıp bir yerini kanatma olasılığı da çabası.
Geç zaman burjuvazi sosyetesi yapayım dersin, cicili-bicili giyinip havuz kafeye veya panoramik deniz kafeye giderken likstrümlerden-çit bitkilerinden mutlaka bir yerine yeşil bulaşır, fiyakan da-moralin de bozulur.
Sınırsız “oba”dan olabildiğince fazla pay kapmak, kendimizi çevre gözlerden sakınmak gibi içgüdülerle habire diktik, diktik, diktik…  Ne de güzel oldu ama. Sitemiz yemyeşil.
Alt-üst 50 mertekare evlere sığmadık 70 metrekare teraslara taştık, usul usul yeni kapalı mekanlar elde etmeye başladık. Komşuların görüş alanına-göz zefkine, havasına, güneşine çelme taktık. Hadi hayırlısı. Yarınlar bizim nasılsa(!) Şaka-maka bu mesele çok su götürür. Uzmanı olmadığımız, kapasitemiz yetmediği için bize yansıyanlarla oyalanıyoruz.
Sitede uzun kaldığım zamanlar benim en çok özlemimi çektiğim; şöyle adam gibi suyu olan ve sabunu köpürte köpürte duş alabileceğim başka bir siteye misafirliğe veya bir motele gitmek. Sorunlar var. Çözümler yok mu. Elbette var. Sorun varsa, mutlaka çözüm de vardır. Bilmek, azmetmek ve bedelini ödemek kaydıyla. Çözümler, iyileştirmeler, geleceğe ait projeler hakkında görüş bildireceğiz, ama bir türlü cesaret edemiyoruz. Kaval çalmayı beceremiyoruz da ondan.
Saygılar
Kaptan 131/62    

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.